Ana Sayfa

TURGUT CANSEVER SÖZLERİ

  • Müslüman’a ait bir mimarî ancak Tevhid kavramı üzerinde geliştirilmelidir.
  • Modern dünyada kimsenin yanındakiyle ahenk kurmaya çalışmadığı, yalnızca yanındakinden daha etkili olmaya çabaladığı görülüyor.
  • Bir ülkede teknik politikalar olmadığı zaman politika entrikaya dönüşür.
  • Dünyada hiçbir çözümlemenin ebediyen geçerli olacağını düşünmek mümkün değil.
  • Peygamber, ”Ne yaparsanız, yaptığınız her şey inancınızın ta kendisidir,” diyor. Bu bilinç kaybolunca bu defa çevremizi nasıl meydana getirdiğimizin temelleri de yok oldu.
  • İslâmî inanca göre, insanlara faydalanma imkânı verilse de, toprak esasen Allah’a aittir ve insanların topraktan dünyayı güzelleştirmek şartı ile sınırlı yararlanma hakları vardır.
  • Batı kültürünün herhangi bir döneminde Müslüman tevazuuna benzer bir ifade bulmak çok zordur.
  • Tavaf sırasında Kabe her insana, her adımda başka bir yüzüyle, başka bir ışıkla, başka bir biçimde görünür.
  • İnsanın dünyadaki esas vazifesi dünyayı güzelleştirmektir.
  • Yaptığımız yapının kendisinin mi, yoksa o yapıya biçim veren iradenin, ruhun mu devam etmesi gerekir?
  • Bugün insanlar öğrendiklerini, sevdiklerini, yapmak istediklerini yapmaktan vazgeçip zorla bir cehennemde yaşama ve varolma savaşı veren bir tavır içerisinde bulunuyorlar.
  • Evrensel geçerliliği sahip olan inanç, ferdî gerçek ve ferdî inanç değildir. Dinî gerçek ve inançtır.
  • Bu ortama bir başka olumsuz etki de Güzel Sanatlar Akademisinden geldi. Burada mobilya tasarımı yapan bir bölüm vardı. Bu bölümde 1935lerde ülkeye getirilen Fransız Prof Sue ve Fransız Art Deco etkisi altında çizim işlerinden anlayan bir grup, çok dar anlamda kendilerini iç mimar olarak adlandırdılar. Bu durumda toplum, mimarları kuru birer teknisyen veya bir yapının zaruri teknik meselelerini hiçe sayan, onları sanatkarane buluşlar ararken çiğneyen ‘yaratıcı tasarımcı’ olarak görmeye başladı.
  • Hayatı yaşanmaz kılan, insanı korkunç makineler haline dönüştüren şehirden insanlar daha sakin, tabiatla bütünleşmiş çevrelere göçmek istiyorlar.
  • Kültürümüz tarım kültürüydü; dolayısıyla Türkler şehir kurmayı bilmiyorlardı” şeklinde yorumlar yapılmaktadır. Bu yoruma katılmıyorum. Tamamen şehir kültürüydü İslâm kültürü. İnsanlar arasındaki münasebeti insanlar kendileri düzenliyorlardı. Bu şehir Paris ve Hıristiyan Ortaçağ şehirleri gibi tabiattan kopuk değildi. Tabiatla bütünleşmiş bir şehrin kültürüydü; bu bakımdan da ne orman ortasındaki evlerden oluşan Orta Avrupa yeni yerleşmeleri, ne Amerikan şehirleri gibi ağacın içerisine gömülmüş yapılardan oluşuyordu. Allah’ın yarattığı tabiatla insan elinin meydana getirdiği ürünün dengesinden oluşuyordu İslâm şehri. Tabiatın içerisinde kaybolduğunuz zaman sorumluluklarınızdan bir kısmını terk edersiniz. Halbuki Osmanlı ve İslâm şehirleri tabiatı içine almakla beraber her ağaca, her çalı parçasına, her çiçeğe yüce bir değer kazandıracak şekilde insanın dünyayı nasıl güzelleştirdiğinin ürünlerini vermiştir. Bu bakımından insanlık tarihinde benzeri çok az görülen ve bu kadar yaygın olarak hiçbir örneği olmayan bir üründür.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.